Yerken kıtır kıtır, bekçi gelince mee…
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın televizyon
ekranında görünmesiyle, kanalı değiştirmek arasında geçen, insanlık için küçük,
benim içinse çok büyük zaman diliminde şu birkaç cümleyi işitmek zorunda kaldım
birkaç gece önce Hasdal’da: ‘’Oslo’yla
ilgili (CHP’nin açıkladığı Oslo görüşmeleri belgesini kastediyor,) yalan ve
yanlış haberler terör örgütü kaynaklı. O aslında bir belge değil.
Onların hazırlamış olduğu, kendilerine göre bir uydurma kaleme aldıkları 9–10
maddelik bir yazı. Ama bunu belge olarak sundular. Bu oradaki görüşmelerden de
onun içinde yok mudur, vardır tabii. Ama bir evrakın belge olabilmesi için
tarafların onun altında imzalarının olması lazım. Böyle bir imza var mı? Yok.’’
‘’Sağır olaydım da duymayaydım, kör
olaydım da görmeyeydim,’’ dedim kendi kendime ama ne çare. Kulaklarıma
inanamadığım aynı kelimeleri ertesi gün gazetelerde de okuyunca, anladım ki
duyduklarım gerçekmiş. Yaşlı kulaklarım bana ihanet etmemiş yani. Daha birkaç
gün önce Silivri’nin, mahkeme adı altında görülen iftira davası nedeniyle 16
yıl hapse mahkûm olmadım mı ben? Hem o davada savcılar, bırakın imzalı-imzasız
bir belgeyi, sorularını çıktısı bile olmayan dijital yalanlar üzerinden,
bilgisayar ekranından sormamışlar mıydı bize? Bir bahriye subayı olarak, adını
bile yıllar sonra öğrendiğim bir plan seminerinin uydurma dijital verileri
yüzünden almadım mı ben 16 yıl cezayı?
İnsan haliyle sormadan edemiyor
tabii. Sizin hükümetiniz yönetiminde neyin belge olduğunu nasıl bileceğiz biz
Başbakan Erdoğan? Partinizin halen görevde olan Kayseri Belediye Başkanının el
yazısı notlarını da belge saymamıştınız siz. E o zaman bu sahte dijital veriler
yüzünden, biz bu cezayı niye aldık? Size olunca olmuyor da bize gelince mi
belge olası tutuveriyor bu dijital verilerin, yoksa bir başka deyişle, Siz
yerken kıtır kıtır, bekçi gelince mee… mi diyorsunuz Başbakan Erdoğan?
Aslında kabahat bende. Sanki belge
tanımlaması üzerine ikiyüzlü sözleriniz yetmemiş gibi, dayanamadım, iki gün
sonra Balyoz Davası hakkındaki beyanlarınızı da okudum gazetelerden. Duydum ki
Balyoz CD’lerini dinleyip dinleyip şok oluyormuşsunuz. Duyan da sanır ki Balyoz
Davasında suçun konusu plan seminerindeki konuşmalardı. Siz böyle hayretten
ağzınız açık, şoka girerek konuştukça, milletin binlerce hatayı, sahte dijital
verileri, sanıkların yapmadıkları bir suçu yapmadıklarını döndüre döndüre kaç
kere ispatladıklarını unutuverecek sanıyorsunuz.
Balyoz CD’lerini dinledikçe bir
yandan şok oluyor, öte yandan şöyle diyormuşsunuz Başbakan Erdoğan: CD’leri dinliyorum şok oluyorum. YAŞ
toplantılarında beraber olduğumuz arkadaş. Yolculuklarımızın olduğu arkadaş.
İnanın dinlemesem inanmayacağım. Nasıl olur böyle bir şey diyorum. (Hürriyet
Gazetesinin 28 Eylül 2012 tarihli sayısı, sayfa 24. Balyoz CD’lerini dinliyorum şok oluyorum.) Ama tüm bu senaryo, siz
eski mesai arkadaşlarınızdan, sizi ayakta karşılamayan, hak ettiğinizi
düşündüğünüz hürmeti göstermeyenlerden intikamınızı alasınız, kininizin
takipçisi olasınız diye kurgulanmadı mı Başbakan Erdoğan? Siz bir yandan eski
mesai arkadaşlarınızdan intikamınızı alırken, ABD de kendine köstek olan Türk
Subaylarını cezalandırsın, bizden boşalan yerlere de Fethullah’ın yıllardır
kabuklarını kırmak için sabırla bekleyen bebeleri yerleşsin diye kurulmadı mı
bu düzen, neden bu kadar şoka girdiniz vallahi ben anlayamadım Başbakan
Erdoğan!
Başbakan Erdoğan, sakın şoka gireyim
demeyin. Sizin tombul yanaklı, genizden konuşmalı yardımcınız Hüseyin Çelik,
AKP’nin son kongresine alınmayan gazete ve televizyonlar için, ‘’Sıkılmış yumrukla el sıkılmaz. Bakın Hazreti
İsa’nın öğretisinde, suratına tokat vuruluyorsa, diğer tarafı göstereceksin.
Bizde öyle değil. Yani suratımıza tokat vurana diğer tarafımızı göstermeyiz.
Kısasa kısas vardır,’’ demedi mi? (Cumhuriyet Gazetesinin 1 Ekim 2012
tarihli sayısı, sayfa 8. Çelik: Bizde
kısasa kısas vardır.) Daha alamadınız mı intikamınızı Türk medyasından, subayından
ve daha kim varsa sırada onlardan, bu hayret, şoka girmeler niye, sizden
habersiz kuş mu uçuyor memlekette Başbakan Erdoğan?
Çilem bitecek gibi değil. Tam sizin
belge konulu açıklamalarınız ve Balyoz şokunuzun üzerimde yarattığı şoku üzerimden
atmaya çalışırken bir de mahkûmlara vermeyi planladığınız 24 saat ailelerle görüşme
izni düştü gündeme. Allah razı olsun, tuttuğunuz
altın olsun mu diyeyim bilemedim, özgürlüğümüzün elimizden alındığı yetmedi
de şimdi sıra o işe mi geldi Başbakan Erdoğan? Bütün kuşları yakaladık da bir leylek mi kaldı tutamadığımız? Hadi
sizin sevdiğiniz deyimle tekrar ifade edelim: Bütün boyalara boyandık da bir fıstık yeşili mi kaldı boyanmadığımız Başbakan
Erdoğan?
Türkiye’de adil yargılama sorunu
bitmiş, Balyoz iftirası kapsamında mahkeme bilirkişi raporlarını kabul etmiş,
şahitleri dinlemiş, avukatlarımızla birlikte savunmalarımızı almış, delil
değerlendirme safhasını da hiç ihmal etmemiş gibi, her şeyimiz tamam da bir o
iş mi kaldı halledemediğimiz Başbakan Erdoğan? Sahi daha dün çıkan kararla babalıktan ve kocalıktan men edilmedik mi
biz, şimdi fikrinizi değiştirdiniz de, Ne
yapın edin üç çocuğu hapiste de olsa tamamlayın mı diyorsunuz Başbakan
Erdoğan?
Önce neyin delil neyin delil olmadığına bir karar verirseniz,
Türkiye’de gerçek deliller üzerinden adil yargılamayı sağlayabilirseniz, neden
Balyoz Davasında hüküm giyen 325 masumun neredeyse yarısının (152), sizi şoka
sokan CD’lerin kaydedildiği seminere katılmayan ve tamamı dijital sahtekârlıklar
üzerinden cezalandırılan Türk Deniz Kuvvetleri personeli olduğunu öğrenirseniz
hem şoka girmekten hem de milletin özel hayatıyla uğraşmaktan kurtulursunuz. Sahi hiç mi merak etmiyorsunuz,
bu kadar denizciyle balıklara mı darbe yapılacaktı Başbakan Erdoğan?
Başbakan Erdoğan. Hasdal, yiğit,
mert, yalansız, bir suçu varsa da bunu reddetmeyecek Türk subaylarıyla dolu. Politikacı
değiliz ki biz, ne dediğimizi reddedelim ne de yaptığımızı. Altında imzamız
olmasa dahi söylediğimizi ve yaptığımızı inkâr etmeyecek şekilde yetiştirildik
biz. Yüreğiniz yetecekse eğer, Hasdal insanı şoktan şoka sokacak onlarca hikâyeyle
dolu. Buyurun gelin. Sizin döneminizde Türkiye’de girilmedik kurum mu kaldı ki,
Hasdal size ırak olsun Başbakan Erdoğan.
Gelirken yanınızda Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu Başkanı Nimet Baş’ı
da getirin de ona da iki çift laf etmek kısmet olsun. Asılsız dijital verilerle
yıllarca hüküm yediğimiz yetmemiş olacak ki, ‘’Darbeciler, darbe yaptıklarını asla kabul etmiyor. En büyük problem bu.
Oysa biz meselelerle yüzleşirken her şeyden önce bir pişmanlık duygusunu, bir
nedameti de algılamak istiyoruz,’’ buyurmuş. Hoş, biz başvurduğumuz halde
başında olduğu komisyon sözde Balyoz Darbe Planını araştırmayı reddetti ama
belki bizi dinlerse neyin darbe olduğunu neyin de darbe olmadığını anlatmak
kısmet olur kendisine.
Demem o ki Başbakan Erdoğan, şoka
girecek bir şey yok ortada. Aslında siz de biliyorsunuz bunu ya, belki de böyle
söylemek daha işinize geliyordur. Son söz olarak, Türkiye’nin bağımsız
yargıçları her ne sebeple Balyoz Davasında bu kadar haksız yargılamayı yaptı ve
bu kadar ağır cezayı verdiyse, umarım hiçbiri yarın öbür gün büyük bir takasın karşılığı
olmak için değildir Başbakan Erdoğan. Eğer öyleyse haberiniz olsun, bu millet sizi
% 50 oyla iktidara taşıdığı gibi unutulmaya
mahkûm etmeyi de bilir Başbakan Erdoğan.
Ali Türkşen
Deniz Kurmay Albay
Sualtında dijital veri
oluşturmakta mahir
eski bir SAT Komandosu
hiç birşey hayat kadar sert vuramaz... -Rocky Balboa
YanıtlaSilönemli olan ne kadar sert vurabildiğin değil ne kadar sert darbelere dayanabildiğindir... -Rocky Balboa'dan oğluna, Rocky VI