Ne zaman daha güçlüdür insan? Ya da ne
zaman daha güçlenir?
İçindeki tüm isyanı kelimelere döküp
konuştuğunda, paylaştığında mı , yoksa isyanını yüreğine ve aslında
gözlerine hapsedip susmayı becerebildiğinde mi? Uluorta kim ne düşünüre
aldırmadan ağladığında mı, yoksa gözyaşlarını gizli gizli akıttığında mı?
Tutuklu aileleri olarak kah konuşarak, kah
susarak, bazen uluorta, bazen de gizli gizli ağlayarak önümüzdeki uzun ince
yolda, gece gündüz yol alır durumdayız. Dipsiz bir kuyu gibi, körebe oynar
gibi, bir bilinmeze doğru... Geleceğimizin, hayallerimizin ipoteklenmiş olması
bir yana, haksızca yaşanan bu süreçte insanı en ama en çok yaralayan ve
gerçekten çaresiz bırakan, çocuğundan gelen o üç-beş kelimelik soruya verecek
cevabının olmaması.
‘’Anne, babam ne zaman gelecek?’’
Bir çok evde bir çırpıda cevabı verilen bu
basit, bu sıradan sorunun bizim evlerimizde bir süredir maalesef cevabı
yok.
8 yaşını henüz bitirmiş oğlum, 11 aydır
Hasdal’da olan babasını, ülkesini düşmanlardan korumak için çok ama çok gizli
bir görevde biliyor. Sınıf arkadaşı ‘’Senin baban ne iş yapıyor’’ diye
sorduğunda ‘’Söyleyemem. Çünkü çok ama çok gizli bir görevde.’’ diyecek
kadar masum ve olanı biteni anlayamayacak kadar küçük. Bilmiyor ki,
çok gizli görevde sandığı babası kendi ülkesinde haince bir komplo ile
esir düşürülen yüzlerce subaydan sadece biri. Kaç ev, benim oğlum gibi minicik
yürekleri baba özlemiyle ve minicik beyinleri cevabını bulamadıkları
sorularla dolu, gözleri kapıda, çalan her telefona minicik ama
kocaman adımlarıyla koşan çocuklarla dolu. Beni bilenler bilir ki, duygu
sömürüsü yapmak değil niyetim. Ve ayrıca çok iyi bilirim ki ; bu yaşananlara
yürekten üzülen bir çok insanın yanında ‘’Eeeee etme bulma dünyası. Bir
zamanlarda sizin yüzünüzden başkalarının çocukları aynı durumdaydı. Biraz da
sizinkiler çeksin bakalım.’’ diyen çok insan sureti var sağımızda,
solumuzda, havada, suda ve yaşamın her zerresinde. Ama olmaz... Böyle
hesaplaşılmaz... Suçsuz insanların üzerinden yapılan hesaplaşmalar
geçmişin kirini asla temizlemez. Temizlemediği gibi yapış yapış, yağlı
paslı bir leke, pis bir lanet gibi nesilden nesile taşınır.
Çocuklarımızda tek bir soru, biz ailelerin
kafasında ise onlarca soru var cevabını beklediğimiz... Ve belki de hiçbir
zaman cevaplarını alamayacağımız onlarca soru… Cevabını alamadan ölürsek
gözlerimiz açık gidecek belki ama olsun. Bu lanet herkese yetecek
nasıl olsa ve herkesin yedi kuşağını bulacak inanıyorum. Tıpkı biz daha
dünyaya bile gelmemişken haksızlık yapan büyüklerimizin üzerindeki lanetlerin
gelip bizi bulduğu gibi…
Ne zaman daha güçlüdür insan? Ya da ne
zaman daha güçlenir?
İçindeki tüm isyanı kelimelere döküp
konuştuğunda, paylaştığında mı , yoksa isyanını yüreğine ve aslında
gözlerine hapsedip susmayı becerebildiğinde mi? Ben bu akşam uzun bir
suskunluğun ardından konuşmayı, paylaşmayı seçtim.
Ve bana göre;
İnsan, şartlar kimden yana ve her ne
olursa olsun insan olmayı, insan kalmayı becerebildiğinde güçlüdür.
Hepinize Sevgilerimle,
ST